3. Bölüm
Canlıların Oluşumu ve Toplumsallık
Canlıların oluşumu sürecinde, soğukkanlı canlıların ardından sıcakkanlı canlılar da oluşur. Soğukkanlı canlılar okyanus veya denizlerde oluşmuştur; yosundan türeyen bu canlı türünün bir kısmı oksijenli, bir kısmı da oksijensiz ortamda yaşar.
Zaman içerisinde oluşan canlıların bir kısmı, yeryüzünde oluşan oksijen ile bazen hem suda hem de toprak zeminde yaşamaya başlar. Geçen zaman içerisinde canlı türleri değişime uğrayarak, yani evrim geçirerek çift ayak üzerinde ya da dört ayak üzerinde yürüyenler ortaya çıkar. İnsan türü, iki ayak üzerinde oluşan canlılardan kendini devam ettirir. Hem sıcak hem de soğuk hava koşullarında varoluşunu sürdüren sıcakkanlı bir canlı türüdür. Önderlik insan türü için şu tabiri kullanır: “İnsanlık ilk olarak elini taşa attığı andan itibaren fikir üremiştir. Fikrin üremesi ile akıl gelişmiştir.”
Memeliler ile yumurtadan çıkan canlılar arasında bir fark vardır; soğukkanlılar sıcakkanlılardan daha uzun yıllar yaşarlar. Bu canlılar, yani memeli hayvanlar; maymun, koyun, kedi, köpek, keçi vb. (sıcakkanlı) kategorisine girer. Memeliler grubu doğum yoluyla (ana rahmi) kendini çoğaltırken; memesizler yani balık, yılan, timsah, kuş vb. (soğukkanlı) ise yumurtadan oluşarak kendi soyunu devam ettirirler. Memeliler grubundan 33 canlı grubu vardır; bunlardan biri "kopuş teorisi" ile insan cinsini oluşturur. Buna Primat adı verilir. İnsan Primat türünden oluşurken, "insanlık Primat ailesinden gelmiştir" diyebiliriz. Her canlı kendi neslini ya yumurta yoluyla ya da doğum yoluyla soyunu ve cinsini devam ettirir. 20 milyon yıl önce omurgasının dikleşerek ilk ayağa kalkabilme becerisine sahip olan insan türüne Australopithecus denilmektedir.
Primat: Primatlar, 60 milyon yıl önce Kuzey Amerika’da çıkmıştır. Homo’nun kelime anlamı insan olurken; Primat, insanlığı tamamlayamayan aşamadır. Primat ailesinin ilk buzul çağından itibaren dünyanın her yerine yayıldığı söylenir. Tabiri caizse, ilk insan türü de ilk buzul çağı döneminde mekân değişimi yaşamıştır. Primat zaman içerisinde değişim yaşar. Primatlar kendi içerisinde Hominid ve Hominoid olarak iki gruba ayrılır. İlk Primatlar, Afrika coğrafyasında bir milyon yıl yaşamlarını sürdürmüştür. Hominidler 2,5 milyon yıl önce Güney Afrika’nın Kenya bölgesinde görülür. İnsan türüne en yakın olan canlılardan birisi de şempanzedir. Memeliler türünün çoğalması 60 milyon yıl önce, yani dinozor cinsinin tükenişi ile beraber artar. Bilindiği üzere dinozorların soyu 60 milyon yıl önce coğrafik etkenlerden ya da göktaşlarının çarpması sonucu tükenmiştir.
İnsanların Dağılımı ve Yaşama Tutunmaları
Bilindiği üzere insanlık, yaşamını sürdürebilmek amacıyla coğrafik etkenlerden kaynaklı olarak Kuzey Amerika’dan Doğu Afrika’ya göç etmek zorunda kalmıştır. İnsan varlığını Doğu Afrika’da sürdürmüştür. Günümüze kıyasla, ilk insanların yaşamda kalabilmeleri çok zorlu koşullarda gerçekleşebilirdi. 10 ile 8 milyon yıl önce Doğu Afrika’da bulunan Rif Vadisi bölgesi; hava koşullarının olumlu, suyun bol ve bitki örtüsünün zengin olmasından kaynaklı olarak yaşama elverişlidir. Kenya, Tanzanya ve Etiyopya üçgeninde bulunan Rif hattının oluşumu, yerkürenin kendini var ettiği süreçlerde doğal olarak oluşan bir fay hattıdır. Zamanla yağmur sularının sızıntısı; tabiata ve canlılara hayat veren bir göl yatağına dönüşmüştür. Bu durum, insan ve canlı türünün çoğalmasına sebep olan en büyük etkenlerden birisidir. Kendini var etmeyi sürdüren insan, öncelikle kendini koruma ve savunma arayışları içerisine girmiştir. O süreçlerde Avrupa ve Rusya’da buzul çağı yaşandığından dolayı yaşam koşulları imkânsızdır.
Önderliğin de dediği gibi; “İnsanlık neslini sürdürebilmek için hep bir arayış içerisinde olmuştur. Rift hattının insan için elverişli olmasından kaynaklı bir süre burada kalmış oldukları takdirde, daha da verimli topraklara ulaşabilmek amaçlı yeni arayışlar içerisine girmiştir.” İnsanlık neslini sürdürebilmek ve hayatta kalabilmek için büyük kayıplar vermiştir. Bunun için de Rift hattından yola çıkarak yeni yolculuklar ve keşifler başlar. Tarihte ilk olarak yaşamını devam ettirmek için insan türü arayış içerisine girmiştir. Evren gibi insan da sürekli hareketlilik içerisindedir; değişim ve dönüşüme açıktır. İnsanlık evrimi boyunca farklı türlerden meydana gelirken, farklı çağlarda yaşamışlardır.
Paleolitik Çağ: Pale-eski, litik-taş anlamına gelir. Diğer bir adıyla "Eski Taş Devri" dediğimiz çağdır. M.Ö. 3 milyon ile 20 bin yıl arasında yaşanmıştır. Bu çağda Homo Habilis türü yaşamıştır. Bu türe aynı zamanda "yetenekli ve becerikli insan" denilir. 10 ile 15 arası taştan aletler yapmışlardır. 3 ile 2 milyon yıl önce Kuzey Afrika’nın Koobi Fora bölgesinde yaşamışlardır. İnsan düşüncesi bu çağda başlamıştır. İlk insan toplumsaldır; toplumsallık da bu çağda düşünerek başlamıştır. Toplumdan kopan insanın varlığı kalmayarak tükenir; karnını doyuramaz, kendini koruyamaz ve yaşama tutunamaz. İnsan, toplum içerisindeki en zayıf canlıdır. Doğa içerisinde tek başına yaşamını sürdüremez. Önderlik de insan için, doğadaki en zayıf varlığın insan olduğunu dile getirmiştir. İnsanı ayakta tutabilen tek olgu toplumsallıktır. Önderlik: “Toplumsallık biterse, insanlık da biter.” demiştir. Bu bir gerçekliktir; yaşam koşulları gereği birden çok sayıya, birlik ve beraberliğe ihtiyaç vardır. Aksi takdirde yaşamın sürdürülmesi imkânsızdır. İnsan toplumsal olduğu kadar vardır.
Aynı zamanda, 2,5 milyon yıl önce Homo Erectus (dik duran insan) türü de bu çağda yaşamıştır. Homo Erectus türünün fosili daha çok Doğu Afrika coğrafyasında bulunmuştur. Bu aşama, insan evriminin bir aşamasıdır ve bundan kaynaklı olarak hem biyolojik hem de fikirsel değişimler yaşanmaktadır. Homo Erectus, yaklaşık 50 ile 60 arası araç-gereç ve el icadı yapmıştır. Bu aletlerin çoğunluğu taştan oluşmaktadır; kendilerini korumak ve avcılık için taşları oyarak sivrileştirmişler, toprağı kazmak ya da barınak yapmak amacıyla ağaçları oyarak yaşamlarında kullanmışlardır. Yapılan bütün araçlar yaşamsal ihtiyaçlar içindir. Bu yaratıcılık da insan zekâsının gelişiminin kanıtıdır. Homo Erectus, ateşi keşfeden ilk insan türüdür. Ateş insanlık için önemli bir yaşam kaynağıdır. Özellikle biz Kürtler için ateşin kutsal olmasıyla beraber, ateş toplumsallığın oluşumuna bir etkendir; insanları etrafında toplar, yemeğin pişmesini sağlar ve insanı ısıtır. Etin ilk olarak pişirilerek yenmesiyle insan bedeninde ve gelişiminde önemli adımlar atılır. Ateşin bulunuşunu insanlık için bir aşama olarak tanımlayabiliriz. Ateş, keşfedildiğinden ancak 500 yıl sonra insan kontrolüne geçebilmiştir.
Bereketli Hilal (Mezopotamya)
Toplumsal doğanın başladığı coğrafya Bereketli Hilal’dir. Afrika’da çıkan insan türü, burada varlığını ve toplumsallığını devam ettirebilmiştir. Doğanın coğrafik zenginlikleri insanın yaşamını sürdürmesine elverişlidir. Mezopotamya toprakları, Bereketli Hilal üçgeninde yer alır. Coğrafik olarak İran, Afrika ve Pakistan sınırları arasında kalmaktadır. Dicle-Fırat havzasında yer alan bu coğrafik yapı, Ermenistan’dan başlayıp İran’a kadar uzanan topraklar içerisinde bulunur. Toros-Zagros eteklerinin bulunması insana yaşama şansı verir. Yüksek sıradağlar canlıları doğal felaketlerden korumakta ve olası bir saldırıya geçit vermemektedir. Bununla beraber Dicle ve Fırat nehirlerinin bulunması hem insanlara doğal kaynak oluşturmakta hem de doğanın bitki örtüsüne yaşamsal kaynak sunmaktadır. Kış ve yaz mevsimleri ılımlıdır; yağmuru orantılı olduğu için ılıman bir iklime sahiptir. Bitki örtüsü zengindir; insanın faydalanabileceği ve üretim yapabileceği en zengin toprak yapısına sahiptir. İnsanların barınabilmesi açısından doğal şikeftler (mağaralar) bulunmaktadır. Özcesi, Bereketli Hilal’de yaşam koşulları insanın yaşamasına ve çoğalmasına elverişlidir. Konum olarak Asya Kıtası’na düşen bölgeye Bereketli Hilal demekteyiz.
Dicle ve Fırat nehirleri arasında bulunan coğrafya Mezopotamya’dır. Mezopotamya’nın kelime anlamı "iki nehir arası" demektir; Mezo "ara" anlamına gelir. Mezopotamya, Basra Körfezi’nden başlayarak Kuzey Kürdistan’ın bütün topraklarını içerir. Mezopotamya’da bulunan bitki örtüsü ve tabiat çok zengindir. Bitki ve suyun aynı alanda olması insanları yerleşik alanda kalmasına etkendir. Bu nedenledir ki toplumsallığın Mezopotamya’da başladığını söyleyebiliriz. Kürdistan topraklarının zenginliği, doğal su ve mağaraların bulunması hep birer etkendir.
Günümüzdeki tehlikelerin en başında geleni kendini doyurarak hayatta kalmaktır; kendini savunmak ikinci aşamada kalmaktadır. Dünya genelinde yaşanan krizlerin sebebi kendini doyuramamaktan ve açlıktan kaynaklanmaktadır. Önceki insanların önceliği kendini savunmak olurken, günümüz insanı kendini doyurmak derdindedir. Mezopotamya coğrafyasında yaşayan insanlar doğal yaşam tarzını esas alırlardı; toplumsal sorunların başlamadığı bir dönemdir. İnsanlar kendini doğal afetlerden korur ve nesillerini çoğaltmak amaçlı yaşam sürdürürlerdi. Bunun aksine günümüz insanı sadece güdüleriyle hareket ederek kendini çoğaltmanın mücadelesini vermektedir. Artık kendini doyuramayan ve koruyamayan insan, devlete muhtaç kalma aşamasına gelmiştir.
Mezopotamya’nın coğrafik yapısının önemi büyüktür. İlk insanın toplumsallaşması burada başlamasının yanı sıra, binlerce yıl bu topraklarda yaşam sürdürülmüştür. Günümüz insanı ise kendisi olamayacak aşamaya gelmiştir; bu durum kapitalizme muhtaç olmasından kaynaklıdır. Avrupa uyruklu araştırmacı ve ekolojistler bile Mezopotamya topraklarını keşfettikten sonra doğa zenginliğine hayran kalmışlardır. Önderlik, günümüz insanlarının kafileler halinde kaçıp Avrupa’ya sığınmalarını eleştirirken, sadece karınlarını doyuracak kadar çalışabildiklerini dile getirmiştir. Oysa yurdumuz olan Mezopotamya’da hiçbir şeye muhtaç kalmadan özgürce yaşama imkânımız mevcuttur. Bunun anlamı, insanın kendi tarihini tersine çevirmesi, doğasından ve özünden uzaklaşması gibidir.
Viyan Mêrdin arkadaşın Şehit Beritan Özgür Kadın Akademisi’nde verdiği dersten derlenmiştir.
Devam edecek.


